Fenerbahçe Taraftarının Obradoviç’le İmtihanı

obradovic-1

Eğer Halide Edip Adıvar “Türk’ün Ateşle İmtihanı” diye bir kitap yazmasaydı, bir çok “diğeri” gibi, bu yazıya da zor başlık bulurduk. Gelin görün ki Obradoviç Türk sporunun bütün motiflerinden üstün olduğunu gösterip, bir kaç cümleyle bizi düşünmeye sevk edince, ortaya çıkan acıklı vaziyete dair yazılabilecek şey, tam da bu başlıktaki oldu.

Bundan yedi sene evvel, Türkiye’de spor salonlarının neden dolmadığı hakkında iki tane yazı karalamıştım. Meraklısı aşağıdaki linklerden okuyabilir.
Issız Salonlar – I
Issız Salonlar – II

O günlerden bugüne hiçbir şey değişmedi. Fakat Fenerbahçe Ülker, o paralelde müstesna bir durum sergiliyor.

* * * * * *

Aslında dün gece “Obradoviç’in sözlerinin yalnızca taraftara yönelik olduğunu düşünmüyorum. Bunca yıllık antrenörlük ve kitle tecrübesi sayesinde “teoride ve pratikte” sırasıyla, değme psikologtan ve benim diyen sosyologdan daha donanımlı hale gelmiş bir insandan bahsediyoruz. Dolayısıyla mesajın tribündeki insanlar kadar, salonun kurulumundan ve yapılanmasından mesûl kişilere de gittiği fikrindeyim. diye başlayıp, peşine uzun uzun yazacaktım ama Twitter’da @FENER_FORCE aşağıda göreceğiniz bir kaç tweetle hem nalı yapanı, hem de mıhı çakanı nakavt edince, ne yazsam fazlalık olacağını ve anlamsız kalacağını düşündüm. Kendisinden izin almadığım için kusura bakmayacağını umarak alıntılıyorum.

Şöyle demiş :

Obradoviç’in dediğini hep dedim. Fenerbahçe 25 milyon falan değil… 15.000 falan…

Taşşaklı, realist bir reissin sen, Obradoviç.

Panathinaikos gibi bir yerden geldin sikik bir salona. Belli ki heyecanlanmiyor bu camiada. Giderse sokarsınız o salonu götünüze.

Caferağa’da oynasan maçını Obradoviç kendini kaybeder o ortamda mutluluktan.

İyi niyetli fakat gerçekçilikten çok uzak projelere Obra reis götüyle gülmüş bulunmaktadır. Yapacak da bişey yoktur.

Burda yönetimden, ondan bundan ziyade taraftar olarak kendimizi sorgulamalıyız.

Fenerbahçe’nin derinlerine inmeyin; Fenerbahçeli bildiklerinizden iğrenirsiniz diyerek konuyu kapatıyorum.

* * * * * *

Başka söze gerek yok.

Vıcık vıcık hamaset ve oturduğu yerden eyleme girişme illüzyonu, sosyal medya ilk ortaya çıktığı zamanlarda inandırıcı birer makyaj hilesiydi. Artık kimse yemiyor.

Pankartını salonun televizyondan en çok görünen yerine asıp üye sayısının yüzde biriyle maça giden dernekler, sadece finalden finale salonlara koşan başka dernekler, kapıda başkalarına TC Kimlik Numarası sorulurken balya balya bedavayla üstü aranmadan maça giren sözleşmeli taraftarlar. Meydan, bu “konuşmaya değmeyecek” insanlara kalmamalı.

Obradoviç “tribün” anlamında attan inip eşşeğe bindiyse bunun sebebi, semerin ilk önce bize vurulmasıdır. Biz de bunu artık yemeyelim.

Sokak hayattır.

Hayat Fenerbahçe’dir.

Fenerbahçeli sokakta olmalıdır. Oradan her yere gidilir.

Kadıköy’e de, deplasmana da, salona da, Noter Sokağa da, Remzi Kitabevi’nin köşesine de, köprüye de, Çağlayan’a da giden yol sokaktan geçti.

Ne zaman sokaktan geldiysek, o zaman kazandık. Bize öylesi yakışır.

* * * * * *

Son sözler:
Tribünden sahaya bakarken ve akarken, aşağıdan kendisine kimin baktığını hiç umursamayanlara saygıyla, sevgiyle.
Bizi hep yakınlarda görmek Obradoviç’in de hakkı beyler!

Barış

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s