Fenerbahçe ve Türk Basketbolcular

Başlıktaki konu son zamanlarda fazlasıyla gündemde. Konuyu (Obradovic’in, yerli basketbolcuları hepsinden fazla önemsediğini ve geliştirmek istediğini görmek istemeyen) kötü niyetlilere bırakmak yerine biz bize tartışalım istedik.

Burada “Türk basketbolcuların durumu ne olacak? Neden artık üst düzey basketbolcu yetiştiremiyoruz?” sorunsalı üzerine Fenerbahçelilerin ve basketbola dair fikir yürütmeyi seven (amatör/profesyonel) iyi niyetli insanların fikirlerini bir araya toplayacağız.

Sizleri de bekleriz.

FenerBasket


*************************

Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş gibi taraftarı ve bütçesi çok olan kulüplerin hedeflerinin kesinlikle “Euroleague’de başarı” olması (F4 oynamak) gerekiyor. Bunlar vitrin kulüpler ve bunların başarısı Türkiye’de basketbolun sevilmesi ve yaygınlaşması için çok önemli. Euroleague şampiyonluğumuzun nasıl bir etki yarattığını hep birlikte gördük.

Diğer taraftan Milli Takım’ın da Avrupa’da kafaya oynamasını istiyoruz. Üst seviyede Türk oyuncu sayısının artması lazım. Bu da aynen Fenerbahçe’nin yıllar önce Ülker’le başlattığı planlı bir çalışma ile olur.

18 yaşında fiziksel ve mental gelişimini tamamlamamış genç oyuncuyu Fenerbahçe kadrosuna koyunca o basketbolcu çok özel bir oyuncu değilse (mesela Donçiç) genel olarak kayboluyor. Bu oyuncunun fiziksel, taktiksel, ve mental gelişimine uygun bir ortamda bulunması lazım.

Ben sporcu değilim, spor yapmadım. Fakat amaca yönelik bir planlama ile geleceğin üst düzey basketbolcuları yetiştirilebilir. Mesela Adriyatik Liginde genç yaşta olan ve 1-2 sene sonra NBA ve Euroleague’de start olacak en 15-20 oyuncu var.

Bu bağlamda TBF tarafından 17-22 yaş arası Türk oyunculardan oluşacak bir takım oluşturulması ve bu takımın Adriyatik Liginde mücadele etmesi, yukarıda bahsettiğim şekilde oyuncu gelişimini sağlayacak coaching grubunun takımın başına getirilmesi ve gene buna bağlı olarak scouting sisteminin geliştirilmesi sağlanabilir.

Bunun dışında önemli bir konu:
Sokak basketbolu ve mahallelere basket sahası yapılması.
Bu konuda belediyeler öncü olmalı.
Yunanistan’da basketbol, Yunan Milli Takımının 1986 Nikos Galis liderliğinde Avrupa Şampiyonu olması ve arkasından Yunanistan’ın her sokağında basket potaları kurulması ile gelişti.
Bir kültür oluştu ve arkasından tesadüfi olmayan kalıcı başarılar geldi.

Son söyleyeceğim biraz fantezi:
Üniversiteler Ligi kurulması ve üniversitelerin basketbolcu bursu (TBF’nin buna bütçe ayırması vs) vermesi.

*************************

Onur Ö.

Ben bu konuya büyük bir anlayış sorunu yüzünden çok karamsar bakıyorum. Önce kafaların değişmesi gerek.

Ha, iyimser olursam, geliştirilebilecek çok konu var, evet. Ancak yaygınlaşma mutlaka önce çalışmaya saygı duyan, çalışkan insanlar üzerinden yürümeli.

Tarihte emektarlar ve efsaneler çoktur. Ancak kaydettiğimiz ilerleme tartışmaya hep açık. Bunu Türk oyuncular çerçevesinde düşünerek şuradan başlayalım:

Antrenör ve idari kadro yetiştirilmesi, oyuncu yetiştirilmesinden daha önemli. Hatta bu kişiler, etkileşimde oldukları seyircileri dahi yetiştirmeliler.

“Nasıl yani?” diyenler olabilir, neye yarayacak bu? Bir maçı izleyen herkesin, aynı meziyetleri, gayretleri ve becerileri görüp takdir etmesini sağlayacak. Yani bir kültür oluşmasını.

Bunu neden söylüyorum? Bir oyuncu, yetişene kadar o kadar yanlış yollardan (eğitim, çevre, eleştiriler, öneriler…) geçiyor ki bunların bileşkesi “A takım” seviyesine geldiğinde onun mükemmelleşmiş olmasını engelliyor.

Zaten hep “daha iyi olmayı” aklından çıkarmaması gereken oyuncular, bizim kültürümüzün de etkisiyle, bir aşamaya varınca “Ben oldum” diyorlar. Bu hiçbir sporda yeri olmayan bir davranış biçimi.

Başa dönüp, aktardıklarımı biraz da abartarak anlatayım:

Fiziksel yapısı oyuncu olmaya uygun olmayan bir genç düşünelim. Sistematik olmayan bir çalışma düzeni ile sahaya sürülüyor ve çevresindeki herkes (oyuncu, antrenör, arkadaş, aile) kendisine bambaşka bir basketbol vizyonu sunuyor.

Oysa ki spor çalışma, çok çalışma, verimli çalışma işi. Az çalışarak, uydur kaydır, yarım yamalak, günü kurtararak büyük oyuncu olamazsınız.

Bizim genç oyuncu da bir takımda yer alıyor ama her sene daha da başarılı olmak gibi bir hedefi yok. Antrenörleri bu çocuğa bir iki beceri öğretiyor. Sonunda kendini geliştiremeyen bir eleman olarak spordan uzaklaşıyor ve aklımızdan da siliniyor.

Daha yetenekli, istekli olan bazı arkadaşları ise biraz parlak işler yapınca onlara dev aynaları gösteriliyor, oldum ben diyorlar.

Halbuki bir oyuncu “citius altius fortius” şiarı ile dün hayranlıkla izlediği skorer adama top aldırmamayı, blok kralının üzerinden basket atmayı hedeflemeli, kısa bir dönemde bile ilerleme sağlayamadığında, huysuzlanmalı…

Abartıyor demeyin, adı efsaneye çıkan oyuncuları inceleyin.

Bizlerin kendini kandırdığı bir diğer nokta da şu…
“İleri yaşlarda oyunculuk öğrenilmez, ne olursa en başta olur” diyorlar. Yanlış! Oyuncuya her düzeyde ciddiyetle davranıp, azim-istek beklenmeli ve hakkettiği takdir sunulmalı.

Ben saygısızlıkları gözledikçe (ki burada özellikle çocuklara yapılan saygısızlıklar aklıma geliyor) hepimizin anlayışı doğru çizgide olmadan tüm yapılacakların pansumandan öteye gitmeyeceğini ve tüm bu pansumanların beyhude olacağını düşünüyorum.

Basketbol tüm işler gibi ciddi bir iş, spor, uğraşı. Çalışmak lazım. Çok çalışınca başarı tesadüfen olmaz, süreklilik gösterir.

Özetle bu ülkenin çocukları kafaca bu spora yatkın değiller. Bu onların yarattığı bir şeyden ziyade, büyüklerin ve toplumun yarattığı bir engel. Bu ortadan kalkınca milli bir tarz anlayış yerleşebilir. Bilenler tartışır, çalışanlar yarışır. En doğrusu ortaya çıkar. O zaman da bir ekol oluşur. Sadece biz falanca ekolü benimseyeceğiz kararı alındığında, sonuç ortada.

*************************

Cihan P.

Aslında bir üniversite ligi var ama bunu ne bilen var ne de maçların seyredilebildiği bir yer. Bizim en problemli yerimiz işte burası. Mesela şu anda Türkiye 1. Basketbol Ligi’nden Süper Lig’e çıkacak takımlar playoff oynuyorlar. Haberi olan kaç kişi var? Ben de Sakarya’dan dolayı öğrendim. Kısaca eksiğimiz çok.

Eskiden şehirlerde sokak basketbolu turnuvaları duzenlenirdi. Bu turnuvalara Nike, Coca Cola, Adidas gibi firmalar sponsor olurdu. Artık yok.

Yapılabilecek en güzel şey, Türkiye genelinde organize edilen, velilerin (koç ya da hakem göreviyle) entegre olduğu, daha az profesyonel bir dayanışma ligi. Şöyle ki… Amerika futbolda bu sistemi değişik bir şekilde uyguluyor. Tüm ülke genelinde hafta sonları turnuvalar düzenleniyor. Takvim belli, şehirlerdeki takımlar da bu takvime göre maçlarını yapıyorlar. Aileler ve çocuklar çok güzel vakit geçiriyorlar.
Detayları şurada görebilirsiniz. Türkiye’de neden olmasın?

*************************

Yusuf ERBOY

Evet, vitrin konumundaki kulüpler her zaman üst seviyeler için mücadele etmeli. En azından genel fikir ve hedef olarak buraları seçmeliler.

Yine evet, üst seviyede Türk oyuncu artmalıdır. Ama bu noktaya gelmelerinin tek yolu da A Takımda oynatılıp süre almalarıdır. Bunun başka bir yolu yok.

İspanya ve Yunanistan gibi üst düzey oyuncuları olan ülkeler dahi artık “yeni” genç oyuncu bulamaz oldular. Bu ülkelerin de çok yakın zamanda yerel oyuncularının etrafına kurdukları kulüp takımlarının, hatta milli takımlarının sonu geliyor. Onları da bizim gibi bir kaos bekliyor. Tomiç, Donçic ve diğerlerine baktığımız kadar, Spanoulis’ten sonra Olympiacos’u taşıyaşacak bir Yunan oyun kurucu olmamasına da bakabiliriz.

Bizdeki en büyük sorun menajerlik sisteminin takımları yönetmesi… 21 yaşındaki Egemen’i oynatmayan Markoviç, bu sene basketbolu bırakacak Petway’i 20 dakika oynatıyor, çünkü seneye kendi çıkarını, yani menajer bağlantısını düşünüyor. Menajer sistemine, uygulayıcı gerçek kurallar ve çerçeveler getirmek gerekiyor. Zira başka bir yol görünmüyor, çünkü menajerler takımlara baskı yapıp yabancı sayısı hakkında güç kazanıyorlar.

Daha önce Ömer Onan da TBF takım kursun ve Adriyatik’te oynatsın diyordu ama görevde olunca başka gerçekler ortaya çıkıyor. Oyuncuların okulları, genç takımları ikinci lisansla oynadıkları vs. göz ardı edilemeyen sorunlar var. Bunun için yeterli kaynak bulmak bile başlı başına bir sorun. Kurulsa dahi takım yöneticileri şikayet edecek, amaç dışına çıkacak, rapor alıp oyuncuyu göndermeyeceklerdir. Menajer şirketleri ve takım menajerleri arasındaki bağlantıyı kesmek gerekiyor. Kendine değil, takıma çalışan genel menajerler olmalı. Günlük değil gerçek zamanlı planlamalar yapılmalı. Bir-iki takım derken diğerleri de mutlaka “doğru modeli” örnek alacaktır.

Gençler, Ümitler, Adriyatik gibi liglerin kurulması ya da oralarda oynanması efektif bir çözüm değil. Çünkü böyle olunca bir yarışmanın içine girmiyorlar. Kendi kategorilerinde oyuncularla oynuyorlar. Zaten bizim altyapı milli takımlarımız dünya şampiyonluğu dahil her yıl başarılı oluyor ama A takımda oynamıyorlar. Oysa ki oyuncular Euroleague’de oynayarak ve burada ezilerek, basketbolu ve rekabeti öğrenmek zorundalar. Aksi takdirde kendimizi kandırmaya devam eder, sadece vakit kaybederiz. Kısacası bu “menajer şirketleri” sistemi değişmeden, üst düzey yetenek bile olsa, oyuncunun ilk hatasında üstüne toprak atılacak, kaybolacak. Ona zaman verilmeyecek, sabır gösterilmeyecek.

Basketbolun tanıtılması ve sevdirilmesi çok zaruri bir konu elbette. Bununla ilgili her türlü çalışmanın yapılması son derece sağlıklı olur. Fakat bizim mevcut eğitim sistemimizde, öğrencilerimizin aynı anda spor yapmaları imkansız kere imkansız. Hafta sonları gidilen basketbol ya da spor okullarının %95’i ticari amaçlı kuruluşlar. Buralardan oyuncu çıkması hayalden öte değil. Kaç yıldır var olan basketbol okullarından A takım seviyesine çıkmış oyuncu sayısı üç yada beş. Litvanya örneğinde olduğu gibi, spor eğitimi verilen ilkokullar olmalı. Nasıl meslek okulları varsa, spor okulları da kurulmalı. Öğrenciler hangi spora yetenekli ise oraya kanalize edilmeliler. Bizde tesadüfen oyuncu atlet keşfediliyor. Eğitim sistemimiz sporcu yetiştirmeye, üretmeye ve geliştirmeye hiç uygun değil. İlkokullarda beden eğitimi dersi hocası yok. Devlet okulları kendi imkanlarıyla öğretmen tutuyor. Amerika’daki sistem tamamen farklı, onu uygulamayı düşünmemiz bile mevcut şartlarda imkansız. Bir basketbolcunun hangi kategori okullarda, hangi şartlarda NBA yaptığına bakacak olursak, zaten o sistemin bize uygulanamayacağını görürüz. Böyle hedeflerimiz olacaksa, işe milli eğitim değişikliği ile başlamak gerek.

Üniversite liglerine gelince… Zaten iki ayrı üniversite ligi var. Biri TBF tarafından, diğeri ise Üniversiteler Spor Federasyonu tarafından organize ediliyor. İkisi de bu haliyle boşa maddi kayıp. Çünkü üniversitede öğrenci olan biri spora ya fiziki gelişimini tamamlamış ve geç kalmıştır ya da zaten bir takımda oynuyor ve aynı anda okumaya çalışıyordur. Bir Ömer Aşık fiziği buluyorsanız, diyecek sözüm olmaz ama bu maddi olanakları altyapı yetiştiricilerinin şartlarını düzeltmeye harcamak ve altyapıları salon-hakem gibi şartlarını düzelterek devam etmek, zaman ve para kaybı üniversite liglerinden çok daha faydalı olacaktır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s