GİDEN MİDİR TERK EDEN, KALAN MI?

EkpeVolkan

Bizim nesil Murathan Mungan’ın o ünlü şiirinin sözlerini ilk olarak Yeni Türkü’den dinledi;

Kimdi giden, kimdi kalan
Giden mi suçludur her zaman?
Ne zaman başlar ayrılıklar
Dostluklar biter ne zaman

Böyle başlıyordu şarkı… Sevgilisini terk edenlerin asıl sığınağı, kabahati karşı tarafa atan o son kısımdı ve galiba şiiri ünlü yapan, tam da burasıydı;

Aslında giden değil
Kalandır terk eden
Giden de
Bu yüzden gitmiştir zaten

İnsan ilişkilerinin, hele gönül ilişkilerinin en benzeri bile tıpatıp birbirinin aynısı değildir. Çünkü hiçbir insan tıpatıp birbirinin aynısı değildir. Ama bunun yanında tıpkı bilgisayarların klasör sistemi gibi insan aklının meseleleri kategorileştiremeye meyilli bir tarafı da var. Yoksa hayat o karmaşıklığı içinde çekilmez olurdu. Bizce ne giden suçludur, ne kalan… Her ayrılışın kabahatlisi başka başkadır. Bazen –ve genellikle- iki tarafın da payı olmakla birlikte, çok nadiren iki tarafın da masum oluşuna şahitlik ederiz. Dolayısıyla “gideni” veya “kalanı” tutmak gibi peşin ön yargımız olamaz.

Meseleyi büsbütün gönül ilişkilerinin sosyal-psikolojik felsefesine dökmeden esas konumuza geçecek olursak, Fenerbahçe taraftarının dilinden düşmeyen iki sporcuya çevireceğiz projektörümüzü… Bir “giden” var elimizde, bir “kalan”. Bu örnekleri dilediğiniz mevzuda, dilediğinizce çoğaltabilirsiniz; fakat bizim esas derdimiz Ekpe Udoh’un takımdan ayrılmasının ardından, özellikle sosyal medya denilen ortamlarda yazılan seviyesiz ve hatta terbiyesizce yorumlar olduğu için, bu örnekleri tercih ettik.

Giden: Fenerbahçe basketbol takımının Amerikalı pivotu, oynadığı iki sezonda taraftarı kendisine âşık eden, savaşçılığı ve iş disipliniyle, saha içinde olduğu kadar saha dışı duruşuyla, sadece Fenerbahçe taraftarının değil, bütün sporseverlerin saygısını kazanan Ekpe Udoh.

Kalan: 2002’den beri, 15 senedir Fenerbahçe kadrosunda bulunan, Aziz Yıldırım ve onun himayesindeki bazı tribün grupları dışında kimsenin güvenmediği, hele Fenerbahçeli olmayan sporseverler arasında sevilmeyi bırakın, tek kişinin dahi saygı duymadığı Volkan Demirel.

Udoh, NBA patentli bir basketbolcu. Üstelik Amerikalı. Fenerbahçe’yle muhteşem bir sezonu geride bıraktı. Kulübün 110 yıllık tarihindeki en büyük sportif başarının en kilit isimlerindendi. Euroleague şampiyonu olduk; o ise final-four’un en değerli oyuncusu ödülüne tartışmasız uzandı. Sözleşmesinde bizzat Fenerbahçe Spor Kulübünün ona tanımış olduğu “NBA için çıkış” hakkını kullandı ve daha evvel vasatın altında kaldığı dünya basketbolunun bu en gözde adresine, bu defa Fenerbahçe formasıyla kazandığı özgüvenin cesaretiyle bir kere daha meydan okumak için yol aldı.

Volkan Demirel, artık sıradanlaştığı üzere, başarısızlık, hezimet ve laçkalıkla geçen bir futbol sezonunun daha ardından, ruhsuzluğu ayyuka çıkmış takımın kaptanı olarak yine kontrat kaptı ve üstelik 40 yaşına kadar Fenerbahçe forması giyip, Müjdat Yetkiner’e ait, 109 yıllık Fenerbahçe tarihinin en çok forma giyen oyuncu olma rekorunu kırmak istediğini söyledi. Muhtemelen de istediğini alacak.

Peki, “gidenUdoh, gittiği için “kaka” ve “kalanVolkan, kaldığı, maalesef kalmaya da devam edeceği için efsane mi? Bana sorarsanız, 110 senelik tarihimizde Fenerbahçe’ye totalde en çok ZARAR veren futbolcudur. Onun kişisel becerisiyle kazandıklarımızla, onun kişisel hataları, kâh beceriksizlik ve daha ziyade maç içi ciddiyetsizliği sebebiyle kaybettiklerimizi teraziye koyunca, içimizde ne büyük bir “sportif felaket” yaşattığımızı bir nebze anlarız. 2005 senesi Şampiyonlar Ligi Schalke maçında ayağının altından kaçırıp yediği golden tutun, 2008’de şampiyonluk için beraberliğin bile avantaj olduğu sezonun son haftalarındaki Galatasaray deplasmanında şuursuzca Edu‘nun topuna çıkıp, onunla çarpıştıktan sonra Galatasaray forveti Nonda’ya ikram ettiği ve sezonun çöpe atılmasına sebep hataya kadar…

Komplekse lüzum yok. İyi ve kaliteliyi takdir ederiz. Meselâ Galatasaray kalecisi Muslera bizde, Volkan ise Galatasaray’da olsaydı, bizim şampiyonluk sayımız en az iki fazla, Galatasaray’ın da en az iki eksik olurdu. Kalecilerin bireysel hatasıyla kaybedilen puanları toplayın; uçurumu göreceksiniz. 4 rakamlık bir değişkenden söz ediyoruz. Bir kulübün en az 10 senesi demektir. Zaten çoğumuzun taraftar olarak yaşadığı, coşkusuna katıldığı şampiyonluk sayısı bir elin parmağını geçmez.

Bir de takım içi lobi söylentileri var ki, doğruluğuna inanmak istemesek bile özellikle Ersun Yanal’la gelen son şampiyonluktan sonra onun ayağını kaydıran ekibin başında olduğuna dair rivayetleri, bizzat birkaç hafta önce verdiği demeçle adeta kendisi doğruladı. Takımın başına yeniden getirilen Aykut Kocaman’a yaranmak ve yeniden forma kapabilmek için olsa gerek, ilk işi Ersun Yanal’ın şampiyonluktaki payını karalamak oldu. Her şey bir tarafa, laçkalığı ve ruhsuzluğu dillere destan olmuş bir takımın kaptanlığını yapmanın bir bedeli olmak gerekmez mi?

Gelecek nesiller Volkan‘ı kulüp efsanesi bilmesin diye elimizden gelen çabayı göstermek bugünleri yaşayanlara borçtur. 2005 senesindeki o bahsettiğim Schalke maçında bencillik yapıp, Anelka’ya pas vermeyen Nobre’nin cezası kesilmişti. Oysa Volkan ne o gün bedel ödedi, ne de sonraki 10 küsur senede benzer ciddiyetsizlikte defalarca maç ve sezon kaybedilmesine sebep olmasına karşın, hep Aziz Yıldırım’ın gözdesi oldu. Çünkü, futbol şubesinin nasıl bir çiftlik mantığı ile idare edildiğini iyi okumuştu. Öncelikle Başkan’la aranı iyi tutacak, her fırsatta ona olan sadakatini beyan edeceksin. Sonra tribüne oynayacaksın. Bunun yolu da rakip taraftarların senden nefret etmesini sağlamak ve derbilerde atraksiyon içinde olmak.

“Giden midir terk eden, kalan mıdır?”diye sormuştuk. 110 senelik Fenerbahçe Spor Kulübü tarihinde neleri ve neleri verdiğimiz, ama bu kulübe bizim verdiğimizin zerresini vermeden adını efsaneler arasına yazdıran nice sporcu var iken… Volkan Demirel başta olmak üzere…

Ben razıyım: Bir oyuncu bu kulübe gelsin, sadece iki sezon oynasın; o iki sezonda her şeyini ortaya koysun, onun oynadığı kadro Avrupa şampiyonu olsun, 110 senelik tarihin en büyük başarını yakalasın ve bu oyuncunun başarıdaki payı, MVP seviyesinde olsun. İki sezonun sonunda da, HİÇ BEKLENMEDİK BİÇİMDE bizden ayrılıp, çok daha popüler bir lige gitsin. Futbolcuysa İngiltere’ye, basketçiyse NBA’e…

Volkan gibi 15 senelik “sadıklar” yerine 2 senede her şeyini verip, Avrupa Şampiyonluğu coşkumuzda büyük pay sahibi olup, ansızın gidenleri tercih ederim. Dua edelim de, yeni transferimiz Jason Thompson’da bizi yeniden NBA’e dönmek için bir geçiş yolu olarak görsün ve oraya yeniden dönebilmeyi gerçekten istesin. Böyle bir hedefi olursa, Obradovic’in işi çok daha kolay olur.

Şimdi siz söyleyin? Giden midir terk eden; kalan mı? Bu kulübe Udoh gibi “gidenler” mi gerek; Volkan gibi “kalanlar” mı?

Hakan YAMAN
02 Ağustos 2017
Fenerbasket

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s